MUHATAP KÎM OLACAK

Son günlerin en sıcak maddesi Kürd Sorunudur kuşkusuz.

Bir yandan hükümetin “iyi niyet” gösterisinden öteye gitmeyen ve "bekleyin yakında göreceksiniz’ yaklaşımı diğer taraftan Öcalan’ın "15 Ağustos’ta açıklayacağım" dediği ve bilahare başka bir tarihe ertelediği yol haritası…


Öcalan’ın şimdiye kadar oynadığı rol ve söylemleri dikkate alındığında, çözüm önerilerinin Kürd halkının beklentilerine cevap olamayacağını söylemek zor değil.

Aynı şekilde, ‘devletin bekası’nı her şeyin üstünde tutan Nazi söylemlerinin Türkiye versiyonu olan tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dîl söylemlerinin mucidi hükümetin de beklentilere cevap veremeyeceği ortadadır.

Abdullah Öcalan’ın 15 ağustos avukat görüşmelerinden basına yansıyan demecine bakılırsa sorunun daha da kördüğüm olacağı aşikar. Süreci Baykal gibi demogoji yaparak sulandırmaktan başka bir role bürünmediği anlaşılan Öcalan otuz yıldır verdiği mücadeleyi inkar edercesine devletten bir şey istemeyip demokratik cumhuriyet için mücadele ettiğini söylemesi ise tam bir facia.

Abdullah Öcalan, bağımsız, birleşik, sosyalist Kürdistan idealinden dönerek devlet kurumuna karşı olduğunu sık sık dile getiriyor ama, Türkiye Cumhuriyeti devletine, Kürtlere her gün her an baskı yapan despot devlete karşı olduğuna dair bir sözü yok. 15 ağustos görüşme notlarında, Öcalan, “Türkiye cumhuriyeti aleyhinde bir şey söylememesi ilginç. Normal şartlar altında Öcalan’ın (yandaşlarının deyimi ile) bir özgürlük mücadelecisi! Olarak yüzyıldır Kürtlere her türlü zülmü reva gören bu baskıcı devleti eleştirmesi gerekmiyor mu? Öte yandan Öcalan’ın Türk, Arap ve Fars devletleriyle bir sorunun olmaması sadece Kürtlerin devlet kurmalarına karşı olması onun birileri tarafından konuşturulduğu şüphesini akla getirmiyor mu? O sadece Kürtlerin bir devlete sahip olmasını istemiyor. Bu da zaten, başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere, İran, Irak, Suriye devletlerinin yıllardır dile getirdikleri resmi devlet görüşü değil mi? Cezaevinde, devletin çok sıkı denetimi altında tutulan PKK liderinin, örgütünü İmralı’dan yönetmesi, buradan hareketle Kürtlerin önünü kesmeye çalışması yanlıştır. Kürtlerin hür iradelerine ipotek koymaktır.

Derin devletin yayın organı konumundaki Hürriyet gazetesinin belli başlı yazarları ve onun genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün ısrarla Öcalan’ın muhatap alınması gerektiğini söylemesi çok önemlidir.
Özkök’ün böylesi önemli bir konuyu doğrudan dile getirmesi düşünülemez. Derin devlet ve orduyla ilişkileri göz önüne getirildiğinde, onun Öcalan’ın yol haritası hakkında bir fikir sahibi olduğunu göstermektedir.
Özkök bu yol haritasının Kürtlerin aleyhine Türkiye Cumhuriyeti devletinin lehine olduğunu bu yol haritasının Kürtler için değil devlet için hazırlandığını bildiği için sürece dahil edilmesi gerektiğini ısrarla vurgulamaktadır.

Önce, Öcalan’ın zaaflarını, çirkinliklerini, korkaklığını, acımasızlığını, değersizliğini halka anlatmak için muazzam bir propaganda yapan devlet/devletçiler şimdi de düşkünleştirdikleri bu kişiyi “Kürdlerin Lideri” olarak pazarlamaya çalışıyorlar.

Bütün bunlara rağmen kürt siyasetinin içinde bulunduğu parçalanmışlık hali ve PKK’nın dışında örgütlü bir Kürt muhalefetinin olmaması, orta da, PKK dışında örgüt diyebileceğimiz yada en azından kısmi de olsa örgüt normlarına sahip olduğunu söyleyebileceğimiz her hangi bir Kürt örgütlenmesinin mevcut olmaması İslami cemaat ve tarikatların soruna duyarsız olması yada kürt sorununa gözlerini kapaması kerhen de olsa PKK-Öcalan ve DTP’yi Kürt halkı adına muhatap almayı gerektirmektedir.

Sonuçta eğer T.C devleti gerçekten barış istiyorsa, silahsız demokratik bir çözümden yana tavır takınıyorsa ellerinde silahları olan ve otuz yıldır savaşım halinde olduğu kişilerle görüşmek zorundadır. Eşyanın tabiatı bunu gerektirmektedir.

Bu süreç ve muhataplık Kürtlerin aleyhine gözükse de Kürtlerin bağırlarına taş basarak bu durumu kabullenmekten başka çareleri görünmemektedir.

Hükümetin Diyarbakır’daki bazı sivil toplum örgütleri ve kanaat önderleriyle görüşüp soruna çare araması olumlu bir davranış olmakla beraber eli silahlı kişiler muhatap alınmadığı sürece silahların bırakılmasına bir çare olamayacaktır.

Devletin, ’Öcalan’ı/PKK’yi muhatap almayız’ yaklaşımı iki yüzlülükten ve halkı kandırmaktan başka bir şey değildir. Gazetecisinden politikacısına kadar her kademe ve meslekten İnsanların devlet adına Öcalan ile gizli(!) görüştüğünü bilmeyen yok. Özellikle İmralı sürecinden sonra bu görüşmelerin periyodik olarak yapıldığı da sır değil artık. Tüm bunlara rağmen ’muhatap almayız’ söylemi sadece saf insanların duygularına hitap etmekten öteye bir anlam ifade etmiyor.

25 yıldır kirli bir savaş devam ediyor. Bu savaşın/çatışma ortamının bitmesi için muhatap alınacak tek kişi Öcalan’dır; ya da Öcalan’ın tayin edeceği kişi/kurumlardır. Hükümet ile devlet bu konuda biraz olsun samimi iseler ve çatışmaların durdurulmasını gerçekten istiyorlarsa hiç tereddüt etmeden Öcalan’ı direkt veya dolaylı olarak muhatap almak zorundadırlar.
Kürd sorununa dair yaklaşımlarında ne kadar samimiyetsiz olurlarsa olsunlar, çatışmaların durdurulması ve Öcalan ile ‘çatışmanın bitmesi noktasında’ anlaşılması herkes açısından olumlu bir gelişme olacaktır. Uzun vadeli planları ne kadar olumsuz olursa olsun çatışmaların durması en öncelikli sorundur kuşkusuz. Kürdlük adına ama Kürdistan halkının hiçbir ulusal-demokratik talebini içermeyen bu anlamsız savaşın bitmesi herkesten çok Kürdlerin lehine olacaktır. Bu noktada katkı yapan kim olursa olsun çabası desteklenmelidir. Ancak çatışmaların durmasını, ‘Kürd sorununu çözmüş’ gibi yansıtılmasına izin vermemek gerekiyor. Sadece sorunun çözümü için daha uygun bir ortamın oluşması olarak algılanmalıdır.

Mevcut koşullarda atılan/atılacak her adıma karşı çıkmak, radikal görüntüsü altında iyileşmeleri görmemek ve sürecin tıkanmasına katkı sağlamak duyarlı insanların işi değildir.


Duyarlı ve samimi insanlar, "her halk gibi Kürdlerin de doğal hakları vardır. Bu hak kendi kaderini tayin etme/devletleşme hakkıdır. Bu hakkın kullanılması tartışma konusu yapılamaz. Ve birilerinin tasarrufuyla düşünsel olarak yok sayılamaz. Ancak bu hakkın bu gün için kullanılmıyor olması, (koşullar, zorunluluklar v.s..) küçük de olsa atılacak adımlara karşı durmamızı gerektirmez. Atılacak her adım, doğal hakkın kullanılmasına doğru ilerleyen birer basamaktır ve olumludur. Önemli olan bu adımlarla/basamaklarla yetinmemek ve doğal haktan vazgeçmemektir” anlayışıyla hareket etmelidirler.
Yıllardır çocukları cezaevlerinde kalan anaların özlemlerinin son bulması, anlamsız bir savaşta yitirilen nice kürd gençlerine yenilerinin katılmaması, yıllardır dağlarda birilerin anlamsız savaşını veren gençlerin yuvalarına dönmesi için bu savaşın son bulmasını önemsiyorum. Bu barışın olması Abdulah Öcalan veya Bahçeli eliyle olması önemli değildir. Önemli olan bu kirli savaşın son bulmasıdır.

Bu konuda Murat Dağdelen’in söyledikleri çok önemlidir. Murat Dağdelen Nevroz Com. Sitesine verdiği röportajında şöyle demektedir:

Bugün Kürtlerin aleyhine görülmesine rağmen PKK’nin silahlarını bırakmasını ve silahların susacak olmasını çok önemsiyorum. Kürtler için yeni bir dönemin başlangıcı olarak görüyorum. Öcalan’a ve onun önderlik ettiği silahlı bir örgüte baktığımda bu fikrimin çok isabetli olduğunu düşünüyorum. PKK’nin silahlardan arındırılmasıyla, hiç kuşkunuz olmasın ki kazanan Kürtler olacaktır. Kısacası Kürtler için yarın’ın, dünden daha iyi olacağına inanıyorum. Umudumu koruyorum.

PKK’nin mevcut pozisyonuyla silahlardan arındırılmasının, Kürtler için hayırlı olacağına herkesin inanması gerekir. PKK’nin silahlarının, Kürtlerin dertlerinin çözümüne hiç bir katkı sunmadığını, sunamayacağını, gelişmenin önünde engel olduğunu Abdullah Öcalan’ın görüme notlarını okuduğumuzda rahatlıkla görebiliriz.

Önümüzdeki yıllarda yürütülmesi gerekecek Barışçı, Demokratik ve Sivil bir mücadele için, PKK’nin silahsızlandırılması yararlı olacaktır. Çünkü yürünmesi gereken daha çok yol olacaktır. PKK’nin silahsızlandırılması sonucunda, genel bir affın çıkması, siyaset yapma kanallarının açılması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün yasal güvencelere kavuşturulması, kısacası durumun „“Normal“ e dönmesi, Kürtlerin yara berelerini sarması, huzurlu bir nefes alması önemli bir gelişme olacaktır.

Ayrıca silahların gölgesinde düşünemez olmuş insanların, silahların vesayetinden kurtulduklarında daha sağlıklı düşünecekleri ve kararlar alabilecekleri de bilinmelidir. Kürt toplumunda da, silahların susmasına ilişkin toplumsal talep ve istem güçlü olarak bulunmaktadır. Kürtler aslında Öcalan’ın ve onun PKK’si nin çözümleyici bir güç olmadığını anlamıştır. İfade edilmese de Kürtlerin toplumsal bilincinde bu düşünce sanırım güçlü bir biçimde yer etmektedir. PKK’nin Kürtleri mutlu edebilecek her hangi bir toplumsal projesi yoktur. Biraz egemen oldukları alanlarda, ön gördükleri yaşam modeli insanları korkuya, endişeye sevk etmektedir. Kürtlere düşmanca yaklaşan devletle, PKK arasında seçim yapmak zorunda kalan Kürtler namus belasına PKK’yi tercih etmek zorunda kalmaktadır. Başka bir Kürt alternatifinin olmaması da bu tercihi kolaylaştıran temel etkendir. Sözün kısası,umarım gelişmeler Kürtler için iyi şeylerin başilangıcı olur.

Sonuç olarak; silahların susması, kirli savaşın bitmesi için Öcalan ve PKK/DTP’nin muhatap alınması zorunluluktur. Bunun için çaba sarf eden, hümanist, demokrat ve samimi insanların çabası değerlidir ve desteklenmelidir de. Bu noktada Öcalan’ın muhataplığına karşı çıkan Türkler ve Kürdler savaşın devamına katkı sunarlar ancak. Savaşın bitmesi, Öcalan sorununun çözülmesi, Kürd sorununun sağlıklı bir şekilde tartışılmasının zeminini hazırlayacaktır.

Kürt siyaseti özerinde PKK vesayetinin kalması, demokratik ve sivil güçlerin insiyatif alması için silahların susması ve PKK’nın silahsızlandırılması elzemdir. Çünkü PKK kendisinin dışındaki hiçbir siyasi aktöre yaşam hakkı tanımayarak sağlıklı demokratik bir zeminin oluşması önündeki en büyük engellerden biridir.

FİKRİ AMEDİ: http://fikriamedi.blogspot.com/

Yorumlar