Alevîlik ve Kemalizm İlişkisi

Ankara'da düzenlenen mitingde bir araya gelen Aleviler ilk kez taleplerini meydanlarda dile getirdilerAnkara da düzenlenen "Alevi yürüyüşü" gerçekten Alevilerin hak arama yürüyüşü mü, yoksa Kemalizm’i savunma yürüyüşü müydü? Üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Yürüyüşte taşınan,pankart ve flamalara bakıldığında bu yürüyüşün Alevilerin haklarını aramaktan çok Kemalizm’i savunma yürüyüşü olduğu daha net olarak anlaşılır. Haklarını devletten isteme yerine AKP den istiyorlardı. öyle bir imaj yaratılmış ki, sanki Alevi inancını yasaklayan AKP dır. sanki Alevilerin ibadet yerlerini kapatan yasalarla yasaklayan AKP ve iktidarı sürecidir. Bizim bildiğimiz ve her Alevinin de net olarak bildiği, Alevi inancını yasaklayan M..Kemal ve takipçileridir. Fakat yürüyüşte ortaya çıkan tabloda ise, bu yasağı koyan Kemalistler ve CHP, Aleviliğin savunucuları durumuna gelmişlerdi. Yürüyüşte taşınan dövizlerde şeriata geçit yok, gericiliğe atıflar ve Kemalizm’i destekleyen söylemler, insanın zihninde şüpheler uyandırmaktadır.
AKP'nin Kürd sorunun da olduğu gibi Alevi toplumuna da vereceği fazla bir şeyi yoktur. Ancak Alevilerin hakkını arama adresi AKP değil Devletin kendisidir. Bu konuda sorgulanması gereken de devletin kendisidir.
1925'te, tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu bütün tekke ve zaviyeleri hedef aldığı gibi Alevileri de hedef almıştır. Dergahları kapatılmış, dedelerin faaliyetleri yasaklanmıştır. Bu kanunla Alevilere hiçbir meşruiyet alanı kalmamıştır.
Kemalist rejim daha kuruluş aşamasında kürd Alevilerini Koçgiri de ve 1938 de Dersim ve çevresinde büyük bir katliama maruz bırakmıştır.
Böylesi bir katliama maruz kalan Kürt Alevileri başta sistemin hışmından korunmak, kendilerini güvende his etmek amacıyla Mustafa Kemal’in resimlerin evlerine ve Cem evlerine asmışlardır. Alevilerin ilk dönem Kemalistliği bir takiye dir. Daha doğrusu öyle başlamıştır. Jandarmanın baskısından korunmak daha fazla katliam ve sürgüne maruz kalmamak için, böylesi bir ilişkiye girilmiştir. Bu belki de çaresizliğin ve Şii-Alevi kültüründeki takiye inancından kaynaklanan bir uygulamadır. Buraya kadar bu durum bir nebze de olsa anlaşılır diye düşünüyorum. Ama buradaki sorunun en önemli tarafı bir takiye olarak başlayan bu ilişkinin zaman içerisinde gerçeğe dönüşme temayülü göstermesidir. O takiyenin giderek içselleşmesi, sonuç itibarıyla böylesine çarpık bir durum yaratmıştır.
Bu manipülasyon ve bu çarpıklığı yaratma konusunda Alevi camiası içerisinde de bazılarının bir misyoner gibi çalışmalarının hiçbir anlaşılır tarafı yoktur.
Türkiye de çok sayıda Alevi kurumu var. Cemevi ve kültür derneklerinin yöneticileri var. Bunların birçoğu Kemalisttir.
Alevi derneklerinde, cem evlerinde ve Alevilerin ibadethane olarak gördüğü ve ibadethane olarak gidip geldiği bu mekânlarda kocaman Atatürk portrelerinin asılı olması çok çarpıktır. Bu yetmiyormuş gibi bazı Alevî- Bektaşi dernekleri Atatürk’e mistik bir boyut da yüklemişlerdir. Alevi-Bektaşi federasyonları başkanı Ali Balkız, Neşe Düzel’e verdiği röportaj da: “Hz. Ali`nin, Hacı Bektaş Veli`nin, Şah İsmail`in özlerinin tenasüh ya da reenkarnasyon dediğimiz yolla Mustafa Kemal`in bedeninde yeniden dünyaya geldiğini inandıkalrını söylemektedir.
Yine Ali Balkız röportajın devamında şöyle demektedir: “Evet, Mustafa Kemal`in çok inançlı bir Bektaşi olduğuna inan Aleviler var. Cumhuriyet`in pir evi protokolüyle 1919`da Mustafa Kemal tarafından ilk kez Alevilere açıklanmış bir proje olduğuna inanlar da var. Bu insanlara göre laik cumhuriyet yalnızca aydınlanmacı bir proje değil. Aynı zamanda mistik bir proje. Anadolu`da adaletin, birliğin sağlanmasının, kâmil insana varılmasının tek yolu olarak görülüyor.
Tabi Ali Balkız ve benzerleri bütün Alevileri temsil etmese de aleviler üzerinde bir oyunun oynandığı, Alevilerin kendilerine lider ve dede olarak gördüğü bir çok şahsın kemalizm adına Alevileri yönlendirmeye çalıştıkları ortadadır.
Alevi örgütlerinin başına gelmiş Ali Balkız gibi insanların Aleviler'in Atatürk'ü Hz. Ali ve İmam Mehdi olarak gördüğünü söylemeleri onların Alevilikle, Alevilik felsefesiyle, inancıyla yakından uzaktan ilgilerinin olmadığını, tamamen Kemalistler'in Aleviler içerisindeki siyasal uzantıları olduğunu göstermektedir.
Yine Kemalizm adına hareket eden bu şahıslar kürt sorununu inkar ederek geleneksel kürt inkarcılığında sistemle parelel bir rota izlemektedir.
. Atatürk döneminde Kürt Alevileri büyük acılar yaşamıştır. Bu uygulamaların sorumlusu bir sembol ismin dua edilen, ibadet için gidilen bir mekânda resimleriyle karşılaşmak büyük bir çelişki ve kürd alevi toplumu için acı ve ızdırab veren bir durumdur.
Bugün Kemalizmi bir din ve ideoloji gibi algılayan kesimler Alevilere, bilhassa kürd Alevilerine bir rol biçme, onları yönlendirip kendi amaçları uğruna kullanma çabası içerisindedir. Bu amaçla Alevi-Bektaşi derneklerinin başında bulunan sözüm ona kendilerine dede denilen şahıslar CHP ve Atatürkçü düşünce dernekleriyle içli dışlı bir konumdadır. Bu şahısların içinde bir çok Kürd kökenli Alevinin olması tam bir trajedidir.
Kemalizm'i yaymaya çalışan; Cumhuriyet mitinglerinden Aleviler adına darbe çağrısı yapıp mitinglerde boy gösteren bu kişiler CHP için canla başla çalışan kişilerdir. Alevilerin şeriat tehlikesine karşı darbe çağrısı yapılan etkinliklerde bulunmaları Aleviler için çok utanç verici bir şeydir.
Şeriat tehlikesi meselesine gelecek olursak. Alevilerin rejimin teminatı oldukları, Atatürkçü oldukları, laik oldukları yönündeki temelsiz rol atfetme siyasetinin gündeme geldiği yıllar 90'lı yıllardır. Aynı yıllar irtica tehlikesinin birinci sıraya konulduğu yıllardır. Bunun dönüm noktası da 28 Şubat sürecidir. Bu konsepti sokaklarda dillendirecek kitlesel bir potansiyele ihtiyaç vardı. İşte bu mantıkla Aleviler keşfedildi. Rejimin teminatı oldukları yönünde onlara bir rol atfedildi. Türkiye'de topluma dayatılan manada bir şeriat tehlikesi olmamakla beraber, Aleviler nezdinde yaşanan bazı acı olayların da doğrudan etkisiyle Sünni çoğunluğa karşı temkinli, tereddütlü bir bakış açısı vardır. Alevilerdeki bu temkinlilik hali istismar edilmektedir. Çünkü şeriatçılar iktidara gelirlerse ilk yapacakları şey Alevileri kesmektir şayiası Aleviler içinde yayılmaktadır. Alevilerin bu rolü oynamaları için istismar edilecek bir potansiyelleri vardır.
Aleviler, tarih boyunca çok çektiler; hep ezildiler, horlandılar ve büyük katliamlara konu oldular. Bu kez, onları zalime peşkeş çeken, özünü boşaltanlar var; ne yazık, onların adına yapıyorlar bunu. Bu noktada Aleviler gözlerini açmak, kafalarını netleştirmek ve politik tutumlarını kesin çizgileriyle belirlemek durumundadırlar, Bunun için özellikle, kendi adına yola çıkan sahtekârları, İkiyüzlüleri ve çıkar düşkünlerini tanımak ve bunları dışlamak gerekiyor
Alevilik adına yola çıkan, ancak özünde Kemalizm'in Aleviler içindeki uzantılarından başka bir şey olmayan çevreler, Alevilerin dikkat ve düşüncelerini, siyasal yönelimlerini çarpıtıyor ve yanlış bir kanala akıtıyorlar. Bunun için en başta sahte bir gündem ve yanlış bir hedef yaratarak, kitleleri bununla uyutuyor, aldatıyor ve enerjilerini boşa harcatıyorlar.
Rıza Zelyut, Nefes Dergisinde yayınlanan bir yazısında Alevilerin hedef ve görevlerini şöyle belirliyor. "Günümüzde, şeriatçılığa karşı mücadele etmek, çağdaş Aleviliğin en önemli görevlerinden biridir." (Nefes Dergisi, Ocak 1994)
Aynı belirlemeler, kendini komünist olarak tanımlayan Kavga ve Kervan Dergilerinin yazarı Rıza Yörükoğlu da yapıyor. Rıza Yörükoğlu, Türkiye'nin birinci gündem maddesinin laiklik olduğunu vurguluyor ve şeriatçı gericiliğe karşı mücadelenin kaçınılmazlığını ve bunun için laik-demokratik cephenin kurulması gerektiğini döne döne anlatıyor. (Kervan, Ocak 1994Seçim Özel Sayısı)
Kemalizm'in Aleviler içindeki uzantıları konumunda olan kişi ve şahıslara göre Türkiye'deki tüm İslamcı hareketler şeriatçıdır, Kemalist laik düzene düşmandır; laik düzeni yıktıklarında en çok zararı Aleviler çekecekler. Bu nedenle Aleviler şeriatçılığa karşı laikliğin bayraktarlığını yapmalıdırlar.
"Aleviliğin en büyük özelliklerinden birisi de laik Cumhuriyet devletinin bütünlüğü, demokrasiye aşıklığı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimlerine sıkı sıkıya sarılmasıdır. Bu gerçek de gösteriyor ki, Türkiye'de bulunan Anadolu Aleviliği bir taraftan demokrasinin kesintisiz yürümesi için sibop görevini yaparken, diğer taraftan gericiliğe ve yabancılığa karşı toplumsal oylarıyla ışık tutmaktadır". (Aktaran, Çetin Yetkin, Nefes Dergisi, Ocak 1994)
Aceba tutkunu oldukları Kemalist laiklik ne verdi Alevilere? İnanç özgürlüğünü mü, kendilerini özgürce ifade etme ve yaşama koşulları ve olanaklarını mı? Gerçeklik çok açık ve nettir: Kemalist laiklik Alevilere düzenli ve büyük çaplı katliamlardan başka bir şey vermedi!
Ortada Aleviler için büyük ama açıklanması güç bir paradoks var. Kendilerini bu kadar ezen, dışlayan, aşağılayan ve büyük katliamlara neden olan bir laik rejime neden bu kadar tutkundurlar? Yoksa kendilerine eziyet edilmesinden zevk mi alıyorlar? Mazlumun bu kadar zalimi savunduğu, zalime tutkun olduğu başka bir örnek var mı? bilmiyorum.
Alevilerin bu düzende hiç bir çıkarı yoktur. Ezilen, dışlanan ve inanç özgürlükleri tanınmayan Alevilik, laik-Kemalist Cumhuriyete sığmıyor. Kemalist laiklik, Aleviliğe yasak, ezilme ve katliamlardan başka bir şey vermediği, 70 yılı aşkın Cumhuriyetin pratiğiyle sabittir.
Cumhuriyet altındaki Alevi tarihi, tek kelimeyle trajedi olarak tanımlanabilir. Gerçeklik budur.
Böyle olmasına rağmen, Aleviler içindeki Kemalist uzantılar, Alevileri, düzene, Kemalizm'e ve laikliğe, onun Partilerine, CHP-SHP' ve DSP’ye bağlamaya, bağlı tutmaya çalışıyor. Bunlar, Aleviler üzerine siyaset yapıyor; Alevi oylarını ve inançlarını sömürüyor.
Bu sahte Aleviler, Aleviliği Türklüğe özgü bir mezhep ve Alevileri "devlet bütünlüğünün" bekçisi olarak göstermeye çalışıyorlar. Alevi Kürtleri, Sünni Kürtlere karşı kışkırtmaya, kürt ulusal birlik çabalarını baltalamaya çaba sarf ediyorlar.
Alevilerin kendi inançsal taleplerini ifade etmeye çalışmaları, kimlikleri doğrultusunda bir hareketlilik içinde olmaları iyidir. Ancak bunu kendi hak ve hukuklarını savunmaya bağlamak kaydıyla... Yoksa bu hareketliliği düzene ve özel rejime peşkeş çekmek; bunu, Alevi bezirganlarının cirit attığı bir işbirlikçilik alanına çevirmek, en başta, Alevilere, onların bugüne getirdikleri geleneksel direnişçi özlerine yapılmış en büyük kötülüktür. Bu kötülük yapılıyor; hem de Alevilik adına!
Şeyh Bedrettinlerin, Baba İshakların, Pir Sultanların, Seyit Rızaların tarihsel direnişçiliği bugün Alevi topluluğunda egemen kılınmak isteniyorsa; Alevi topluluğunun inanç özgürlüğü yakalanmak isteniyorsa, her şeyden önce Kemalist türediler, onların anlayış ve pratikleri mahkum edilmeli ve dışlanmalıdır. Bu, yapılmadığı sürece, Aleviler, her türlü sömürü ve kullanılma nesnesi olmaya devam edeceklerdir.
Dolayısıyla öncelikle kendi içindeki işbirlikçilere aman vermemeleri gerekiyor. Kendi içlerindeki işbirlikçi caşları deşifre zamanı geldi de geçmek özeredir.

FİKRÎ AMEDİ

- 11/12/2008 TARİHİNDE: -
http://www.ufkumuz.com/yazar_1574__Alevlik-ve-Kemalizm-Iliskisi.html
Sitesinde yayınlanmıştır