LAİK REJİMİN İMAN VE İRŞAT ERLERİ!

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2011 Mali Yılı Bütçe tasarısında Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün görevleri arasında yeni bir görev daha tanımlandı. Tasarıda, din hizmetlerinin en ücra köşelere kadar ulaştırılması amacıyla Türkiye genelinde “özel irşat ekipleri” kurulacağı belirtildi. Bu ekiplerin en önemli görevi ise “bölücülükle mücadele”. Tasarıya göre irşat ekipleri ülkenin birlik ve beraberliğini korumak amacıyla bölücü ve yıkıcı faaliyetlere karşı görev yapacak. Bu kapsamda vatandaşlarla camiide ve camii dışında bir araya gelecek olan ekipler “irşat faaliyetlerinde” bulunarak teröre karşı da uyarıda bulunacak.
Yine referandum sonrasında yapılan ve 12 Eylül referandumu ile 2011 seçim stratejisinin masaya yatırıldığı AKP’nin Kızılcahamam kampında da Kürt sorunun din yoluyla çözümü gündeme gelmişti. İçişleri Bakanı Beşir Atalay PKK ve Kürt sorunu sunumunun ardında söz alarak PKK’ye karşı manevi önlemlerin artırılmasını isteyen AKP Sivas Milletvekili Osman Kılıç’a cevaben yaptığı konuşmada hükümetin dinin manevi gücünü kullanarak PKK ile mücadele stratejisini açıklamıştı. Atalay, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın vaazlar üzerinde inceleme yaptığını, vaazlarda birlik ve kardeşliğe vurgu yapılarak PKK’ye karşı mücadele edileceğini söylemişti.
AKP’nin dinin birleştirici rolünü kullanarak Kürtleri yola getirme niyetleri yeni değil. Yine mart ayında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş yıldönümü ve “2010 Kur’an yılı” etkinlikleri açılış töreninde konuşan Başbakan Erdoğan: “Tüm kurum ve kuruluşlarımızla, STK’larla, aydınlarımız, sanatçılarımızla birlikte Diyanet İşleri Bakanlığının ve onu değerli mensuplarını da bir devlet projesi olan milli birlik ve kardeşlik sürecinde, aktif rol almalarını ben sizlerden rica ediyorum. İstirham ediyorum”, demişti.
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken devlet, iki esas temel özerinde inşa edildi. Bunlardan biri ordu, diğeri ise Diyanet İşleri başkanlığı idi. Devlet bu iki kurum vasıtasıyla kendisine düşman olarak bellediği irtica (İslam) ile bölücü(Kürt) akımları yola getirme amacı güdüyordu. Devlet, ordu vasıtası ile başkaldıran veya sistemin çizdiği rotanın dışına çıkanları ezmiş binlerce kişiyi İstiklal Mahkemeleri’nde darağacına çekmiştir. Sindirilen, korkutulan kitleleri ise yetiştirdiği ve ulufe dağıtığı resmi din adamları vasıtasıyla Kemalist laik rejime entegre etmeye çalışmıştır.
Diyanet İşleri Başkanlığı din ve dindarları denetim altında tutmak için Kemalist rejimin izniyle oluşturulmuş bir kurumdur. Bu kurumun temel görevi Müslüman halkın ihtiyacından ziyade resmi ideolojinin halka benimsetilmesi ve Müslümanların kendi dini kurum ve kuruluşlarını oluşturmalarının önüne geçme amacıyla kurulmuştur. Laik kimliği ile dinlere karşı tarafsız olması gereken laik cumhuriyet, oluşturduğu diyanet vasıtasıyla dine (Tevhidi İslam anlayışına) karşı savaş açmıştır. Laik devletin meydana getirdiği laik dini müesseseler seksen yıllık tarihi boyunca İslam’a hizmet etmek amacıyla değil, İslam’ı tahrif ederek, gizleyerek Kemalist laik rejimi halka benimsetme mücadelesi vermiştir. Ancak bu kurumların içinde her şeye rağmen samimi bazı insanların fedakârca çalışmaları neticesinde laik sistem tam olarak istediği sonucu elde edememiştir.
12 Eylül Askeri darbesinden sonra cuntacılar Tevhidi İslam anlayışını eksen alarak maddi, manevi ve sosyal bütün egemen güçlere ve her türlü tağuti ve putperest rejimlere karşı mücadele edenleri baskı altına almış, okullarda Kemalist din öğretisine uygun zorunlu din derslerini okullarda okutmuştur. Cuntacılar bir yandan dinle mücadele ederken bir yandan da Kemalist laik rejime karışmayan dini sadece belli bazı ayin ve ritüellerden ibaret gören milliyetçi muhafazakâr cemaat ve tarikatları desteklemiştir.
Özal’ın iktidara gelmesi ve Kürt ulusal hareketin bir güç olarak ortaya çıkması ile beraber, dine yaklaşım ve bakış açısı değişmiş, Kürt coğrafyasında din direkt bir düşman olarak algılanma yerine laik devletin güdümünde olması gereken bir güç olarak telaki edilmiştir. 28 Şubat sürecine kadar dine bu amaçla yaklaşılmıştır. Bazı cemaatler ve tarikatlar devlet tarafından desteklenerek Kürtlerin her türlü meşru hak ve talepleri “İslam kardeşliği, ümmetin birlik ve bütünlüğü vb. kavramlarla sulandırılmaya çalışılmıştır. Bazı İslami cemaat ve şahıslar da Kemalizm’i İslam’ın çarşafına dolayarak bilerek veya bilmeyerek Kemalist rejimin çıkarlarına hizmet etmiş dini kendilerine kalkan yaparak Kürtlere uygulanan insanlık dışı uygulamalara ses çıkarmadığı gibi bu zulümlere kılıf bulmaya çalışmıştır. Kemalizm’in bu insanlık dışı uygulamalarına tepki koyan ya da en azından seyirci olmadığı gibi alkışlamayanlarda devletin sırtını sıvazladığı gruplar vasıtasıyla tasfiye edilmeye çalışmış çok değerli şahsiyetler faili meçhul (malum)! cinayetlere kurban edilmiştir.
Kürt coğrafyasında devletin resmi din anlayışı Kürt halkının aklını, vicdanını, beynini, zihnini uyuşturmuş ve işlemez hale getirmiştir. Sistem ve onun gönüllü hizmetkârlığını yapan bir kısım İslamcılar Müslüman Kürt halkının gündemini öyle suni meselelerle oyalıyordu ki Kürt Müslümanları yanı başlarında ki zulme, haksızlığa kulaklarını tıkamış ismini dahi bilmediği, yerini haritada gösteremeyeceği coğrafyalardakilerin gündemi ile oyalanıp durmuşlardır. Bu kesimlerin estirdiği yoğun propaganda bombardımanına öylesine kendilerini kaptırmışlardı ki Kürt olduklarını bile bir mahcubiyetle söylüyorlardı. Bunu söylerken bile her an ırkçılıkla milliyetçilikle suçlanacakları korkusuyla söylediklerine meşrutiyet kazandırmak için muhakkak Kürt sorunu ile beraber Filistin, Çeçenistan, Afganistan v.b Müslümanların sorunlarını da bu sorunla beraber yad etmek gereğini hissediyorlardı..
Tabi Kürt halkına dayatılan ve tatbik edilmesi istenen din, Ali Şeriati’nin deyişi ile “İslam” değildir. Bu din saptıran, uyuşturan, duraklatan, sınırlandıran ve insanların durumlarına karşı lakayt davranan zalim rejimlerin ellerinde bir zülüm aracına dönüşen resmi din anlayışıdır. Marx’ın, Engels’ın karşı çıktığı, onunla mücadele ettiği, “afyon” olarak nitelendirdiği din bu dindir.
Dinin bir afyon yüzü vardır, birde protesto yüzü vardır. Tevhidi İbrahimi dinlerin temelinde her türlü zulme başkaldırı var iken resmi din anlayışında yani afyonlaştırılmış dinlerde ise köleleştirme, boyun eğdirme, kula kulluk vardır. Tevhidi dinler ile resmi dinlerin farkı burada yatmaktadır.
Din, dine yaklaşan insanların yaklaşım tarzına göre şekillenip hayat buluyor. Mazlumların, mahrumların ve mahkûmların acı ve ızdırablarının başkaldırı sesi olarak doğmuş olan İslam, zalimlerin ellerinde insanlık acı ve ızdırablarını “kader” diyerek bastırmanın aracı haline gelebiliyor. Zulme, şirke, tağuta karşı bir isyan olarak gönderilmiş İslam, “Ulu’l Emre” itaat adı altında zulme rızanın, zulme başkaldırıyı bağilikle suçlandığı bir itaatin aracı haline gelebiliyor.
Haksızlığa, zulüm kimden gelirse gelsin ona karşı durulması gerektiğini vaaz eden İslam’ın mensupları, haksızlıklara, sömürüye, talana, faili meçhul cinayetler karşısında susan dilsizler olabiliyor. Kula kulluğa, köleliğe ve her türlü beşeri güç ve ideolojilere başkaldırıyı şiar edinmiş olan İslam, zalimlerin, bel’amların ve saray mollaların elinde insanları köleleştirme vasıtası haline getirebiliyor.
Kisra’nın karşına dikilen sahabe Rüstem’in sizi buralara kadar getiren nedir sorusuna: “‘Allah bizleri insanları kula kutluktan kurtarıp Allah’a ibadete çağırmamızı, onları dünyanın darlığından onun genişliğine ve diğer dinlerin zulmünden kurtarıp İslâm’ın adaletine çıkarmamız için göndermiştir.” Diyerek islamı birkaç cümle ile özetlemiştir.
İslam, Peygamber (a.s) getirdiği sahabesinin yaşadığı dindir. Bu din bilgi, basiret, aşk, ve insanlığın fıtri adanmışlığı üzerine kurulmuş tevhit dinidir. inkılabi bir din olan tevhit dini daima, sahih inançları tahrif etmek ya da sahte inançlar ve tanrılar üretmek suretiyle statükoyu koruyan tağutperestliğe karşı çıkmıştır. (Alî Şeraiti Dine karşı din)
Laik Kemalist rejimin Kürtlere karşı İslam’ı kalkan yaparak onları uyutmaya çalışması, dini bir sömürü aracı olarak kullanması bir yere kadar anlaşılabilir bir şeydir. Çünkü bu durum onun meşrebinin gereğidir. Ama İslami bir gelenekten gelen AKP’nin, kendilerinin de mağduru olduğu laik rejimi kurtarma adına Kürt halkının meşru hak ve taleplerini Kemalist söylem ve yöntemlerle bastırmaya çalışması anlaşılır gibi değildir. Hele buna kendilerinin de iman etiklerine inandığımız İslam’ı alet etmeleri de daha büyük bir faciadır. Allah’ın ayetlerinden bir ayet olan Kürt dilinin, kültürünün ve her türlü insani haklarının, dinin alet edilerek inkâr edilmesi, bir kısım haklarının özerine çizgi çekilmesini istemek vicdan sahibi olan hiçbir müslümanın yapacağı bir davranış değildir. Müslümanları Allah’ın dini ile aldatmak mü’minin değil zalimlerin, fasıkların ve aldatıcıların vasıflarıdır.
Kürt coğrafyasına gönderilecek irşat ekipleri Kürtlere neyi anlatacaklar merak ediyorum doğrusu. İslam’a irtica Müslüman’a mürteci diyen seksen yıllık tarihi boyunca İstiklal mahkemeleri ile darbeleri ile katlettiği binlerce kişiyle bu sistemi nasıl savunacaklar. Başörtüsünün hala yasaklayan Müslümanları öcü gibi gören İslam’ın adını duyduklarında kinlerinden ne yapacaklarını bilmeyen bu güruhu acaba bu irşat ve irfan ekipleri hangi gerekçelerle savunacaklar.
Bu irşat ve irfan erleri Kürtlerin arasına karışıp onlara doğruları! Vaaz etmeye başladıklarında Kürt halkına rejimin Kürtlere yaşattığı acıları, katliamları, sürgünleri, inkar ve asimilasyon politikalarını, köy boşaltmalarını, faili meçhul binlerce cinayeti, asit kuyularını, Şeyh Sait kıyamında öldürülen alimleri Saidê Kurdî’ye reva görülen muameleleri, yakın zamanda kurdukları taşeron örgütler vasıtayla katlettikleri alimleri, aydınları nasıl savunacaklar, Kürtlere hangi ayet ve hadislerle bu insanlık suçlarının meşrutiyetini ispatlayacaklar kendi haklarından vazgeçmelerini isteyecekler acaba.
Allah’ın verdiği rengi, kimliği, ırkı, inkar eden, kendileri irşada muhtaç bu zavallılar başkalarını ne kadar irşat edebilirler. Bu zavallılar zalim ve sömürgeci bir sistemin paralı askerleri olduklarını, zalimi mazlum mazlumu zalim göstererek ahiretlerini birkaç kuruşa sattıklarını biliyorlar mı? Muhtemelen çok iyi biliyorlar; fakat dünyanın tatlı makam ve mevkileri onları böylesi iğrençliklere sürüklemektedir.
Bunların dinle diyanetle bir dertleri olmadığı ortada. Bunların asıl derdi yaptıkları her türlü iğrençliğe kılıf bulmak, sömürü ve talan düzenlerini devam ettirmek. Afrikalı bir rahip şöyle anlatıyor: “Beyaz adam topraklarımıza geldiğinde bizim elimizde topraklarımız, onların elinde ise İncil vardı. Aradan bir süre geçtikten sonra baktık ki bizim elimizde İnci,l onların elinde ise topraklarımız vardı.” Bize de seksen yıldır yapılmak istenen aynısıdır. Bizlere kardeşliği, ümmeti, birlik ve beraberliği vaaz edenler bizim sırtımızda zenginleşip bir cihan devleti olma yolunda emin adımlarla ilerlerken bizlere kardeşliği ümmetçiliği, Afganistan’ı, Filistin’i, Çeçenistan’ı onların acılarını ve bu uğurda yapmamız gerekenleri anlatıp duruyorlar.
Devletin ve devletin başında bulunan İslamcı parti ve cemaatin anlamadığı şudur: “Kürtler eski Kürtler olmadığı gibi bölge Müslümanları da artık böyle ucuz numaralara kanacak kadar saf değildir.” Zaten İslamcısı ile devleti ile ve Kürtlerin içinde bulduğu yandaşları ile bölgede halkı İslam’dan nefret ettirmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar ve bu zihniyet sayesinde Kürtleri ateist solcu insanların kucağına ittiler. Bu Kemalist, Kürtler uyguladıkları politikalarla bugün Kürtlerin çoğunun dini kaygılarını yok ettiler.
Bölgedeki İslami oluşum ve cemaatler bu kirli oyuna büyük bir tepki geliştirerek dinleri ve kavimleri özerinde oynanmak istenen oyunu bozmaları gerekmektedir. Din adına yapılmak istenen melanetler sonuçta dinin kendisine mal edilmekte din bu sahtekar kişi kurum ve kuruluşlar yüzünden halk arasında büyük bir yara almaktadır. Dinlerine bağlılıklarıyla bilinen bir halkın bugün din düşmanlarının safında olmaları hep bu iğrenç politikaların neticesidir. Bölgede dinin bu pozisyonda olması hem PKK’nin hem de devletin arayıp da bulamadığı fırsatlardır. Vicdan sahibi her Müslüman Kürt kendilerini Allah’ın dini ile aldatmak isteyen fırsatçıların oyununu bozmalı bunların bir daha böyle bir oyuna cesaret etmelerine fırsat tanımamalıdırlar.