Tasfiyeciliğin Tasfiyesi


Tasfiyenin; bir hareketi, örgütü, gücü, kurumu, düşünceyi, cemaati yok etmek, teslim almak ya da ona dair düşünce bulanıklığı yaratmak, altını boşaltmak anlamına geleceğini düşünürsek, laik Kemalist sistem; karşısında konumlananı, geleceği için tehlike gördüğü her gücü yok etmek istemesi geçmişi, ideolojik yapısı, devlet felsefesi hesaba katıldığında bence gayet doğaldır.
Bizim üzerinde asıl durmamız gereken sistem bu tasfiye sürecini işletirken, bunu nasıl yaptığına, kullandığı argümanlara ve döneme bakmakla birlikte bence burada asıl üzerinde durulması gereken tasfiye olan gücün, kişinin niteliği, bilgisi, siyasi ve politik duruşu, bu tasfiyecilik faaliyetine karşı takındığı tavır, direniş ve mücadelesidir.

Sistem siyasi hareketlerle mücadele ederken daima iki yöntem kullanmıştır. Bunlardan biri her zaman kullandığı, büyük oranda da başarı elde ettiği zoru kullanma yöntemidir. Yani devlet tankıyla, topuyla, polisiyle, copuyla, şiddet yoluyla her türlü işkence yöntemi ile muhaliflerini yok etmeye çalışır. Bu yok etme ve tasfiye yöntemi zalimlerin despotların firavunların, Ebu Cehillerin top yekun tüm faşist ve zorba güçlerin kullandığı yöntemdir.  Nitekim peygamberler tarihine baktığımızda bütün cahili ve tağuti rejimlerin vahyin elçileri karşısında çaresiz kaldıklarında baskıya, işkenceye, sürgüne ve öldürme yöntemlerine başvurduklarını görürüz.  Hz. Nuh’un ölümle tehdit edilmesi, Hz. İbrahim (a.s) ın ateşe atılması ve sürgün edilmesi, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın çok ağır baskı ve işkencelere uğratılması buna örnek gösterilebilir. Hakeza Hz. Peygamber ve ashabının on üç yıllık Mekke döneminde çok ağır işkence ve baskılara maruz bırakılması, ashabından bir kısmının da şehit edilmesi davet yolunda tağuti güçlerin bu bilindik zor yöntemini muhaliflerini susturmak için devamlı bir yöntem olarak kullandıkları ve zaman zaman tekrarladıkları bir vakadır. 
İkinci yöntem onun zorba gücü karşısında düşüncelerinden, kararlılığından savaşçılığından vazgeçmeyen, zorbalığıyla yok edemediğini başka bir yöntem olan tasfiye yoluyla yok etme, pasifize etme, zararsız hale getirme yöntemidir. Darul Nedve cahili sisteminin Mekke’de on üç yıl boyunca denedikleri zor kullanma yönteminin iflas etmesi, karşılarında çelikten örülmüş iman erlerinin direnişi onları başka yol ve yönteme başvurmalarına neden olmuştur. Peygambere, para, zenginlik, kadın ve Mekke’nin reisliği teklif edilmiş, direniş saflarında bir gedik açmak istemeleri karşısında peygamberin kararlı, dik duruşu planlarını bozmuştur. Peygamberin: “Bir elime ayı öbür elime güneş koysanız da ben davamdan vazgeçmem” haykırışı planlarını bozmuş tasfiye sürecini aksine çevirme başarısını göstermiştir. 
İslami hareket mensupları genellikle sistemin bütün saldırı ve baskılarına büyük bir uyanıklık ve basiret göstererek bütün gücünü kullanıp Allah’ın düşmanlarının baskı ve eziyetlerine güç yetirebilmektedir. Batılın bütün saldırı ve tecavüzlerine karşı yılmadan durabilmektedir. Hatta bu sıkıntı ve zorluklar hareket mensuplarını davaları etrafında daha çok bilemektedir. Sistemin, şiddetin dozunu düşürmesi, paravan örgütlerin dağıtılması nispi bir rahatlığın oluşması hareket mensupları arasında rehavete ve rahatlığı isteme gibi tehlikeli bir sürecin doğmasına neden olmaktadır.  Sistem zor ve baskı kullanarak elde edemediği başarısını işte burada elde etmektedir.
Bu durum Kendilerini inkılabi olarak niteleyen hareketlerin saflarında oldukça yaygınlaşan hastalık şeklinde kendini göstermektedir. Bu hastalık harekete ve hareketin mücadelesine zarar vermektedir. Geniş çaplı bir operasyondan, gözaltı, baskı ve işkenceden daha derin etki eden bu hastalık tüm bir harekette olabildiği gibi tek tek bireylerde de yoğun olarak etkili olmaktadır.
İtikadi ve inanç olarak yıkımı getiren bu hastalık bireylerde de kendini, isteksizlik, hiçbir şeyi beğenmeme, sürekli eleştirme hali, kendi yaptığı işi, faaliyeti küçümseme, beğenmeme, emeğini yok sayma, mızmızlık yaparak şikayet etme, mücadeleyi devamlı başkalarından bekleme gibi bir kaç şekilde kendini göstermektedir.
Kişinin kendini işe yaramaz hissetmesi, emeğini değersiz görmesi onun yabancılaşmasına neden olur ki düşmanın tam da istediği budur. Kişinin önce kendine yabancılaşmasına sonra insani olan, tevhidi ve inkılabi olan yeni olan her şeye karşı yabancılaşması sistemin asıl hedefidir.
Diğer taraftan sistemin ve yandaşlarının saldırıları ve tasfiye faaliyetlerinin dışında İslami hareketler bunlardan daha yıkıcı ve tahribat oluşturan kendi içindeki iki tasfiye hareketi ile karşı karşıyadır:
Bunlardan birinci kesim mücadele azmini kaybetmiş, umutlarını, hayallerini yitirmiş olan bireylerdir. Bunların gelecekle ilgili hiç bir beklentileri yoktur. Geçmişte meydana gelen olaylar, sistemin saldırıları ruhlarında büyük bir tahribat ve yıkım meydana getirmiştir. Sürekli bir kaygı ve endişe hali içindedirler, her anlatılan komplo teorilerine balıklama dalarlar. Yapılmak istenen her faaliyetin altında muhakkak bir şekilde bir bit yeniği ararlar. Korkmaya, korkutulmaya ve korku ile terbiye edilmeğe müsaittirler. Kendilerince güvenli bir cübbe bulup altında huzur bulacakları bir yer arayışındadırlar. Bunlar zihinlerinde kompleksler oluşturmuşlardır. Bir kere mağlup olduklarına ve yenildiklerine kendilerini inandırmışlardır ya da birilerince inandırılmışlardır. Bu kompleksler hem bireysel olarak ruh dünyalarını altüst etmiş hem de toplumsal olarak bu komplekslerinin esiri olmuşlardır. Hele hele bunlar bir devlet dairesinde belli makam ve mevkilere gelmişlerse, ya da yaptıkları ticaret onlara tatlı paracıklar kazandırmışsa, çoluk çocuğa karışmış ise can ve rızık korkusu bir fobiye dönüşmüşse, gevşeklik ve ruhsattan yararlanmayı kendine bir yaşam biçimi haline getirmişse bunları içinde bulundukları durumda çekip almak çok zor ve zahmetli bir iştir.
Bu tür insanlar geçmişleri ile problemli oldukları için, camiayı eleştirmek onlarda kronikleşmiş tedavisi olmayan bir hastalık halini almıştır. Oysa İslam’da esas olan kişinin kendi nefsini eleştirmesi ve eksik görmesidir. Yani nefis muhasebesi yapmasıdır. sanırım bu aşırı eleştiri ve şikayetin sebebi, siyaset üretememenin, sadece diğer birey ve grupları diline dolamakla farklı bir siyasi hat çizebilmenin, mensuplarını böyle doyurabileceğine, onları bir arada tutabileceğine inanmanın bir ürünüdür. Çoğu zaman suçlanan birey ve kurumların bir tek yayını bile takip edilmeden sadece başlıklar üzerinden bir sürü eleştiri sıralanabilmektedir. Amaç sırf eleştirmek için eleştiriye, hayatını İslam’a adayan insanları karalamaya herkeste var olan insani zaaflarından yola çıkarak sıfırlamaya, küçümsemeye dönüşebilmektedir.
Bu tür insanlar zihinsel olarak da bir durgunluk içindedir, statükocudurlar. Olayları, gelişmeleri, yaşananları, olumsuzlukları hep olduğu gibi kabul etmek, değişmez gözüyle bakmak, onların değişebilirliğine, değişmesi gerektiğine inanmamak, en önemli özelliklerindendir. Yeni olan her şeye karşıdırlar tek istisnası AKP iktidarına olan hayranlık ve bu uğurda ortaya koydukları donkişotluktur.
Zorlukları, yoklukları tespit etmeyi büyük marifet olarak görüyorlar. Oysa sorumluluk sahibi bir Müslüman bunu aşarak çözüm üreten ve çözümü eyleme dönüştürebilendir. Şikayet etmek işi kolaycılığa dökmektir, kendini var olanın dışında görmektir. Oysa Müslüman her sorunun içindedir. Kendini hiçbir şeyin dışında göremez, kendini her türlü sorunun, eksikliğin merkezine koyarak düşünmek zorundadır.
Bu birinci kesim bütün eksiklik ve zaaflarına rağmen kötü niyetli değillerdir. Sadece kendilerini bu şekilde şartlandırmış, korku ve endişelerinin kurbanı olmuşlardır. Ya da hariçten pompalanan korku ve kaygılara esir düşmüşlerdir. İradelerini kullanamadıklarından iradeleri ipotek altında olduğu sürece de üzerinde bulundukları durumdan kurtulmaları mümkün değildir.
İkinci kesim ise tehlikeli ve dikkat edilmesi gereken kişilerdir. İslami hareketin içerisinde sürekli bireysel hesap ve çıkarlarının peşindedirler. İslami hareket içerisinde hiç bir bedel ödemedikleri halde paraşütle indikleri veya indirildikleri alanlarda tahribat yaratmak, kafa karışıklığı oluşturmak, değerleri zayıflatmak, gizliden gizliye geçmişle hesaplaşarak hareketi tasfiye etmek, bu tasfiye ve enkazdan kendilerine bir şeyler devşirmek en büyük hedefleri ve umutlarıdır.
Bu tür insanlar kendilerini dünyanın merkezinde sanırlar. Her şeyin kendi etraflarında döndüğünü zannederler veya öyle bir beklenti ve temeni içerisindedirler. Her şey ve her kes etraflarında pervane olduğu sürece problem yoktur. Önde olmak, hep baş olmak, her şeyin kendi kontrollerinde olmasını arzularlar. Bunu gerçekleştirmek içinde mürit ruhlu insanları etraflarına toplayarak çalışmalarını onlar üzerinden yaparlar. Topun ağzına sürülenler, namluda hazır bekletilenler hep bunlardır.
Bu kesimdeki insanlar hiçbir zaman hareketin toparlanıp ayağa kalkmasını istemezler. Ayağa kalktığı taktirde kendilerine burada ekmek kalmayacağını, heba etikleri yılların hesabının sorulacağının bilincedirler. Aslan ancak yaralı ve hasta kalırsa kendilerinin burada at koşturabileceğini, cemaati kontrol edebileceğini, sözünü dinletebileceğini hesaplarlar. Her kökleri özerinden yeniden ayağa kalkma hamlesini anlamsız ve haksız eleştirilerle boğmaya çalışırlar, karambola getirirler. Diğer cemaatlerin haset ve çekememezlik özerinde oluşturdukları yalan ve dolan asparagas haberleri kendilerine malzeme yaparak başkalarının değirmenine su taşırlar.
Başkalarının emeğini, acılarını, kanını ve gözyaşını kendilerine sermaye yapmaktan üzerlerine kimse yoktur. Hep başkaları çalışsın ben büyüyeyim mantığı içerisindedirler. Emek sarf etme sırası kendilerine gelince ya da birileri kral çıplak deme cesaretini gösterince insafsızca karalama ve yıpratma kampanyası başlatırlar. Olmayanı olmuş gibi gösterme, olayı bireyselliğe dökerek veya daha kurnazca işi fikir ve düşünce ayrılığına getirerek işin içinden sıyrılmaya çalışırlar.
Fakat tasfiye zihniyetli insanların anlamadığı tasfiyenin tasfiyeyi getirdiğidir. Dik duruşa, onurlu geçmişe, sırtını dayayan insanların fedakar ve azimli öncülerinin öncülüğünde öze dönüş hamlesinin bütün engelleme ve karalamalarına rağmen ayağa kalkacağı gerçeğidir. Birileri istese de istemese de Allah’ın izniyle bu gerçekleşecektir.
Peki bir dava adamı bütün bu olumsuzluklar ve çelişkiler karşısında pes edip yerinde mi oturacaktır ? Bizi tasfiye etmeye niyetlenmiş iç ve dış güçlere karşı teslim bayrağını mı çekeceğiz? Hayır bin kere hayır,,, İçimizde ve dışımızda ölümümüzü bekleyenlere inat küllerimizden yeniden sıyrılarak büyük silahımız olan tevhidi dünya görüşümüzü, ideolojik, politik gücümüzü yeniden kuşanmalıyız. Bu gücümüzü her gün yenilemeli, geliştirmeli, bilgilerimizi sürekli güncellemeliyiz. Eğer düşüncelerimiz de her gün bir değişim, yenilik, güncelleme yoksa yerimizde sayıyoruz demektir. O zamana pas tutmaya başlamışızdır.
İnandığı idealler uğrunda ömrünü tüketebilen kişiler var oldukça, kolay zamanda ahkâm kesenlerden değil, zor zamanda hizmet eden dava erleri davaya sarıldıkça, dava bu fedakar ve azimli insanların omuzlarında yükselecektir. Allah’ın yardımı ve izniyle bu gerçekleşecektir.